Saturday, July 18, 2009

david don't you hear me at all, david won't you give me a call

çok bir hayranlığınız olmasa bile '20lerle '40lar arası tarzlara, nellie mckay'ı tanıdığınız ve şarkılarını dinlediğiniz süre içinde ister istemez içinizde bir kıpırtı oluyor o eski yıllara.

kısaca kim olduğuna gelince,

dünyaya bir şeyler katma çabası içinde bir canlı. "canlı", çünkü öyle anılmak isteniyor. bir kadın veya insan olarak değil sadece dünya üzerinde var olmasının özel olması için yettiğini düşünüyor.

vegan olmanın hiç de zor olmadığını söylüyor; hala patates kızartması, makarna yiyip bira içebildiği için.

bir bakıyorsunuz elinde ukulele, palin'e şarkı yazıyor, bir bakıyorsunuz çaldığı pianonun arkasına çellosunu kaydetmiş, üstüne operatik sesini kaydediyor. tekrar baktığınızda tiyatro sahnesine çıkmış, "theatre world award" bile almış "the threepenny opera"yla.

dünyaya gelmiş en ilham verici kişilere örnek olarak "renegade jews" diyor.

korsan müzik indirme konusunda, "albüm satışlarından para kazanmayı planlamıyorum. plak şirketleri dünyaya tecavüz ediyor, sonra da bir çift spor ayakkabı çalmakla yasadışı müzik indirmeyi aynı kefeye koyuyorlar. müzik fiziksel bir şey değildir, dünyaya aittir, bi grup veya kişiden daha büyüktür. " gibi bir şey diyor bir röportajında. (tırnak işareti içinde olduğuna bakmayın, direkt çeviri değil bu ona göre.)

2004 albümü "get away from me" adının geldiği yer olarak da "come away with me" "come poop with me" gibi fazla sevecen albümlere duyduğu tepkiyi anlatıyor.



bir şarkısını dinlemek için: burayı tıklayın.

(doğum tarihini öğrenen bana söylerse çok mutlu olurum. wikipedia 82, itunes store 84 diyor.)

edit: 82'ymiş doğrusu. 19 yaşında ilk albümünü çıkarmak daha iyi duyulur diye sony/columbia sanırım böyle bir anlaşma imzalatmayı uygun görmüş, o da uygun bulmuş. sonra babası ortaya çıkıp 82 doğumlu olduğunu söylemiş.

Wednesday, December 10, 2008

nada surf ve michael maronna. tanrım.


eğer 90lar civarında doğduysanız büyük olasılık the adventures of pete&pete denince içiniz kelebeklenicektir. bugün bir araştırma yapıyordum nerede ne yapıyor bu büyük pete michael maronna diye.(chris martin'e benzemesi de cabası) ve bir baktım ki nada surf'ün klibinde oynamış geçen yıl! yüzümde kocaman bir sırıtışla izledim tüm videoyu.



izlemek isterseniz diye buraya tık yapın.

Wednesday, October 29, 2008

eksik deliller tamamlanana kadar


hadi bakalım.

Thursday, September 18, 2008

Patates Köftesi Tarifi


okunmayan bloguma bir yenilik yemek tariflerimi eklemyi uygun gördüm.

geçen vejeteryan yemekleri kitabından patatesli yemekler ararken bulduğum bu tarifi modifiye ederek daha farklı bir şeye dönüştürdüm ve inanılmayacak kadar güzel oldu. ancak uyarıyorum yemeği tamamlamam 2 günümü aldı.

Patates Köftesi Tarifim

Malzemeler:
  • 2 büyük patates
  • 2 kabak
  • 2 orta boy soğan
  • 200 gr fasulye
  • Un
  • tuz
  • karabiber
  • tereyağı
  • zeytinyağı
  • çok az bir şey süt
Hazırlanışı:

Fasulyeleri 1 gün öncesinden ıslatın, haşlayın gerekirse(Ben annemin buzdolabında hazır sakladıklarını buldum). 1 saat öncesinden patatesleri soyup buharda yumuşaması için haşlayın. Veya suda haşlayıp sonra da soyabilirsiniz. its ap tu yu. Bu sırada kabakları rendeleyebilirsiniz. Bu işler erken biteceği için patatesleri beklerken bi arkadaşaınızı arayıp benden bahsedebilirsiniz. Patateslere çatal rahat batıyorsa altını kapatın ve o sırada soğanları ince ince doğrayp pembeleşinceye kadar tavada zeytinyağında kızartın.

En eğelenceli kısmına geliyoruz. Geniş bir kapta patatesleri önce çatalla ezin, içine süt ve tereyağını koyun. Üstüne rendelenmiş kabak ve haşlanmış fasulyeleri koyun, miksérden geçirin. Çok akışkan olduğunda pek hoşuma gitmedğinden çok çırpmadım ben. Sonra bakın bakalım çok mu vıcık vıcık. Öyleyse unu ilave edin. Hafifçe birbirine bağlanmaya başlayınca malzemeler durun. Yoksa ekmek gibi bişey olur ve tarifim hakkında ileri geri konuşmaya başlarsınız.

Sonra top top alıp(Elinize çok feci yapışıcak ama napalım artık.) una bulayıp kızaran yağa atın. bir tarafı hafif kızarınca arkasını çevirin. Sonra hooop alın havlu peçete koyulu bi tabağa yerleştirin. Biraz bekleyin de damağınız soyulmasın. Afiyetle yiyin ve arkadaşlarınıza benden bahsedin.

Sevgiler!

Friday, September 12, 2008

talking shit about a pretty sunset

[modest mouse]

I claim I'm not excited with my life anymore.
So I blame this town, this job, these friends.
The truth is it's myself.

Talking shit about a pretty sunset,
Blanketing opinions that I'll probably regret soon.
I've changed my mind so much I can't even trust it,
My mind changed me so much I can't even trust myself.

Wednesday, September 3, 2008

dark captain light captain


dün sabah radiobutt.blogspot'tan dark captain light captain diye bir grubun Circles adlı EPsini yüklemiştim, ve ilk kez dinliyordum. inanılmaz hoşuma gittiydi. sonra akşam eve geldiğimde myspace'ten bu grup beni eklemiş!

hemen panik dolu bir comment attım beni takip mi ediyorlar diye.

şimdi eve geldim ve geri mesaj atmış vokalleri neil. last.fm'de gruplarını dinleyenlere bakmış ve benim sayfama girmiş, ordan da mysapce sayfama. sonra da "friends" olalım diye düşünmüş. dedim "friends" olmak için çok "creepy" bi yol seçmişsin neil abi.

ama gerçekten hoş bir tarzları var.

my morning poop


(bu adam da elvis'e benziyo!)

10 pazar dehşeti,

1) saat 10da uyandırılmak
2) haftanın en koleterollü kahvaltısını yemek
3) açılan salon pencerelerinden içeri giren arı gibi sinekler
4) japon filmi edasında bir kasvet
5) iç iç bitmek bilemyen çay saati
6) oku oku bitmek bilmeyen gazete saati
7) izlenmesi mümkün olmayan programlar
8) öğle uykusu, sonrasında kanter içinde uyanmak
9) topluca yenilmek istenen ve bir türlü hazırlaması bitmeyen akşam yemeği
10) pre-pazartesi sendromu

Tuesday, September 2, 2008

"Elvis ain't dead, Elvis ain't dead, Elvis ain't dead..." (8)


...cuz i saw him in my dream.

evet. 1 hafta önce epiphone archtop gitarlara bakınırken kendimi elvis presley akustik elektro gitarına gıpta ederken buldum. sonra da bi baktım albüm albüm toplam 21 elvis albümü indirmişim. hepsi de aynı duyluyor mübarek.

soonra bu sabah uyandığımda bi mutluluk/hüzün vardı içimde. rüyamda elvis'i gördüm. tanrım. NE ALAKA!

beni arayıp duruyor, " sinemaya gidelim" diyor. mesaj atıyor. ben sürekli kaçıyorum erteliyorum. ama meğerse çok da hoşuma gidiyor. biraz sonra farkediyorum ki elvis aslında...

download link: Scouting for Girls - Elvis Ain't Dead.m4a